Avaşin Yorulmaz
![]() |
Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Cem Davran |
İstanbul Halk Tiyatrosu yapımı olan Alevli Günler’i 13 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde izledim. Daha önce oyun hakkında az da olsa bir şeyler duymuş ve okumuştum, ama “derdi olan bir metin” olduğunu tahmin etmemiştim. Oyunu izledikten sonra ‘işte, büyük sanat akımlarının arkasına sığınmadan ve bir yerlerden alıntılama ihtiyacı duymadan yazılmış yaratıcı ve özgün bir metin’ dedim. Bu sezon izlediğim en politik tiyatro oyunudur diyebilirim.
OYUNUN HİKÂYESİ
Sizin ailenizden ya da yakın çevrenizden biri vasiyet olarak “ Ben Şaman’ım, ölünce yakılmak istiyorum”
derse tepkiniz ne olur? Oyun bu soruyu seyirciye soruyor. Seyirci oyun
boyunca yaratıcı, ince esprilere kahkahayla gülse de Türkiye’de
laikliğin ne olmadığı konusunda bir düşünce ediniyor ya da eleştirel
bakışını oyunla perçinleştiriyor.
Çocukluğundan beri ayrılmamış üç kafadar arkadaşın - biri mahallenin kasabı, biri muhasebeci, biri de Türkoloji profesörü- hikâyesidir. Türkoloji profesörü kanser olunca
Şaman inancı gereği yakılmak istediğini vasiyet eder arkadaşlarına.
Müslüman olan iki arkadaşı bu vasiyeti tuhaf karşılasa da arkadaşlarının
isteğine bağlı kalırlar. Ölünce gömülmek yerine inancı gereği yakılmak
istediğine dair bir dilekçe verir Diyanet’e. Diyanet bu isteğinin
gerçekleşemeyeceğine dair dilekçeye cevap gönderir. Mezarlık ve ölü
gömme işlemleri – inancınız yakılmak da olsa mevzuatın adı bu-
belediyeye bağlı olduğundan belediyeye dava açar. Davası reddedilir.
Profesör ölür. Müslüman geleneklerine göre cenazesi yıkanır ve Müslüman mezarlığına gömülür. Bir de mezarına “ Ruhuna El Fatiha” yazdırılır. İki arkadaş Profesörün ölüsünü mezardan gizlice çalar ve evdeki şöminede yakarak arkadaşlarının vasiyetine sadık kalırlar.
Hikâye içinde bürokrasi, kimi avukatların “vicdansızlığı” kıyasıya hicvedilir.
“YAŞAM SANATTAN ESİNLENDİ” (!)
Oyun, Ankara’da yaşanan bir olaydan “esinlendi” diye biliyordum, yanılış olduğunu oyunun yönetmeni Yıldıray Şahinler’in “Oyun, o vak'adan önce yazıldı. Yani bir kez daha hayat sanattan esinlendi diyebiliriz” uyarı mailiyle öğrendim. Ben de Ankara’da yaşayan Alevi Cahit Bolat’ın başından geçen ve mahkemeye yansıyan vakadan yola çıkılarak yazıldığını biliyordum. Gerçeği ise olay oyunun yazılmasından sonra yaşanmış. Basına yansıyan vaka şuydu:
Alevi olan Cahit Bolat, kimliğine Alevi yazdırtmak istemiş. Reddedilmiş. 2008'de başvurduğu Altındağ Nüfus Müdürlüğü “Din hanesine tek tanrılı üç semavi dinden başka bir din yazılamaz” yanıtını vermiş. Bolat bunun üzerine Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurup kimliğinin din hanesine Şaman yazılmasını istemiş. Bolat, “Alevilerin
dini inançları devlet tarafından yok sayılmıştır. Dinimi kendi yaşayış
ve inanışıma daha uygun olan Şamanizm dini ile değiştirmek istiyorum” demiş. Mahkeme de din hanesine İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik dışındaki dinlerin yazılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiş. Bolat,
karara itiraz ederek davayı Yargıtay'a taşımış. Yargıtay 18. Hukuk
Dairesi, aynı gerekçelerle mahkeme kararını onamış. Ancak talebi
reddetmekle kalmamış Hukuk Muhakemeleri Yasası'nda sayılan hallere
uymadığı gerekçesiyle Bolat'ın 172 lira idari para cezası ödemesine hükmetmiş.
LAİKLİK…
1928 yılında Cumhuriyet anayasasından “devletin dini İslam’dır” maddesi çıkartılmış ve 1937 yılında “laiklik” maddesi anayasaya girmiş olsa da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laikliği kâğıt üstünde – sözde- kalmıştır. Tabi devletin laik olabilmesi için toplumun öncelikle laikliği özümsemesi gerekir. Sünni İslam ülkeleriyle - Suudi Arabistan, Katar vb.- kıyas yaparak laik derecelendirmesi yapmak yanıltıcıdır. Tabii ki Türkiye’de laiklik birçok İslam toplumunun çoğunlukta olduğu ülkeden daha iyi bir durumdaydı, ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman tam anlamıyla laik olamamıştır. Halkın tepkisinden korktuğu için alaturka bir laiklik modeli gelişti. Daha doğrusu hâkim din olan İslamiyet devletin kontrolüne alındı. %99 Müslüman olan bir ülkede laiklik ancak İslam’ı devlet kontrolüne
almak şeklinde olmuş. Türkiye’de diyanet denildiğinde kimsenin aklına
Müslümanlık dışında bir din gelmiyor, çünkü Diyanet İslamiyet’in
devletli şeklidir.
Laikliğin esasında ne olduğunun altını çizen Alevli Günler kâğıtta - sözde - kalan laikliğin altını kalın çizgilerle çiziyor.
SANAT VE POLİTİKA…
Sanat ve politika denildiğinde kimi sanatçıların tüyleri diken diken olur. Kimi sanatçılar için ise politika “yürütme siyaseti” yani devlet olmak biçimleridir. Oysa politika bir bütün olarak hayatın her alanını kapsar. En bireysel eylem olan cinsellik bile politikayla ilintilidir. Kadına
yönelik şiddet, cinsel tecavüzler politiktir. Yine kul ile tanrı
arasında olduğu söylenen din politikadan hiçbir zaman bağımsız
olmamıştır. Din her zaman politikanın en temel alanlarından biri olarak varlığını sürdürmüştür, çünkü dinin devlete devlet dine ihtiyaç duymuştur.
Oyun yazarı Irmak Bahçeci Akşam gazetesine verdiği röportajda, “Sahne politika yeri değildir' cümlesi beni dehşete sürüklüyor; Çünkü sahne tam da politika yeridir. İki insanın olduğu yerde zaten politika vardır ve bunu insandan ayıramazsınız,” der.
Irmak Bahçeci sanatta politikayı yetkin bir şekilde başarmış. Hâkim din anlayışının şekillendirdiği bürokrasi, yargı ve devlet yapısı yalın bir biçimde eleştirilmiş. Oyunculuklar, reji, ışık, köstüm, müzik değerlendirilebilir, ama esas olarak değerlendirilmesi gereken Irmak Bahçeci’nin eleştirel politik oyun metnidir. Politik tavrın komedi ile aktarımı daha etkili olmuştur. İktidarlar boşuna mizahtan korkmuyor.
ÖNCE FİKİR…
Dünyaya bir bakış açısı olmadan bir sanat eserinin ortaya çıkması tesadüflere bağladır.
Bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi sağlam bir dünya
bakış açısı olmayan bir sanatçının etkin üretimi tesadüflere kalmıştır.
Yani keklik yolunu şaşar, ağaca çarparsa avlarsınız, o kadar; ötesi
olmaz. Bakmayın gündemdeki popüler “başarılara” birkaç sene sonra bunların esamesi bile okunmaz.
Eğer bir dünya görüşünüz ve yaşadığınız çağla bir derdiniz varsa hangi
sanat biçimi olursa olsun biraz yetkinlikle etkili eserler
üretebilirsiniz. Dünya görüşü, sanat yaratıcısı için en başat olandır.
Ekonomik ve popüler kaygılarla oluşturulan “eserler” sabun köpüğü
gibidir. Ama sağlam bir dünya bakış açısının yanında bir iddiası olan
yapıtlar “Başarlı” olur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını günümüze
kadar getiren ve birçok kişiyi etkileyen romanın biçimsel dehası
değildir. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’ya ilişkin bir “fikri” olmasındadır. Başarılı tüm yapıtların harcında yaratıcınsa ait bir fikir vardır. Irmak Bahçeci’nin
Alevli Günler oyununu başarılı kılan bünyesinde bir fikir barındırıyor
olmasındadır. Biçimsel kaygılarla bir yere kadar yapıt –eser-
oluşturulur, ama bir yapıtta fikrin varsa az bir çabayla yapıtın biçimi yolunu bulur.
OYUNCULUK…
Cem Davran’nın sakin, duru, her repliğin ve hareketin hakkını vererek oynaması estetik bir tat verdi. Yıldıray Şahinler ve Bahtiyar Engin
bir an bile olsa oyundan düşmemeleri izleyici için bir zevkti. Erkan
Can, her rolün hakkını fazlasıyla verdi, ancak doğaçlama – bilinçli
oluşturulan bir durum – abartıldığından biraz baydı. Avukat rolünde Selin Yeninci, oyunculuğunda başarılıydı...
Sözün özü, eğer izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm.
Not: Aşağıdaki videoda, avukat rolünde Tuğçe Kıltaş oynuyor, ancak 2015 Şubat'ında izlediğim oyunda Selin Yeninci oynadı.
KÜNYE
Yapım: İstanbul Halk Tiyatrosu
Yazan: Irmak Bahçeci
Yöneten: Yıldıray Şahinler
Dekor&Kostüm: Barış Dinçel
Işık Tasarım & Uygulama: Efe Sümer
Yönetmen Yardımcıları: Özge Çatıkkaş – Tuğçe Kıltaç
Dekor Uygulama: Muhammet Topraktepe – Mustafa Topraktepe
Görsel Tasarım: Emre Erdem
Oyuncular:



