GÖNLÜBOZUK: AŞK SADAKAT DEĞİLDİR


Avaşin Yorulmaz 


29 Şubat akşamı Sibel Yıldırım’ın yazdığı ve Fatih Sönmez’in yönettiği Gönlübozuk oyununu Borusan Oto Dolmabahçe Sahne’de izledim.  
Oyun öncesi Tiyatral’ın genel koordinatörü Şule Kazgan ile oyunun oluşum süreci hakkında konuştuk. Çeviri oyunları sahnelemek iyi, ama yerel yazarların oyunlarını sahnelemek daha iyi olduğunu düşünüyorum. Tiyatral, yerel oyunları sahnelemesi açısından “iyi” bir yerde duruyor.   
Gönlübozuk Sibel Yıldırım’ın üçüncü oyunu. 2013’te Ölüm Diyalogları (yöneten, Ali Altuğ), 2014’te beş kısa oyundan oluşan Mükemmel ( yöneten, Ali Altuğ) ve 2015’te Gönlübozuk ( yöneten, Fatih Sönmez) oyunlarını yazdı. Bir röportajında1 üç oyununda da kadın erkek ilişkilerini konu alsa da esas olarak aşk ve varoluş hesaplaşmasından beslendiğini belirtiyor Sibel Yıldırım  
Sibel Yıldırım

OYUNUN HİKÂYESİ  
Evli olan kadın oyuncu “S” (Sibel Yıldırım), aynı zamanda bir yazar ( Saydam Yeniay) ve bir psikolog (Fatih Sönmez) ile sevgilidir. Bu arada yazar ve psikolog da evlidir. S iki sevgilisine aynı mektubu yazarak görüşmek ister. Mektup kendisi ile sevgilileri arasında bir hesaplaşmadır.  
Görüşme yerine gelen yazar ile psikolog mektubu okur, tartışır, kavga eder birbirlerinden nefret ederler.  Mektup okunurken S araya girerek hesap sorar, neden ve niçin’leri anlatır, bazen ağlar bazen isyan eder, bazen mektupta anlatılanları canlandırır. Bu açıdan oyunun hikâyesi parçalı anlatılıyor. Bütün oyunu S’nin ilişkileri üzerinden ve gözünden izliyoruz. Yazar ve psikologun hikâyesini S’nin hikâyesindeki tamamlayıcılar gibidirler.  Yazar ile psikologun hikâyeleri nedir tam olarak bilmiyoruz, ancak S’nin hikâyesi ile ilintili olan durumlarını görebiliyoruz.   
Aşk, hayat, ilişkiler, cesaret, cinsellik üzerine bolca repliğin ve vecizin olduğu bir oyun. 

SAF AŞK 
Sibel Yıldırım’ın aşkı sadakat ve zina gibi egemen düşünce sistemi dışında “saf” haliyle işlemesini mevcudu aşma anlamında değerli buluyorum. 
Saf aşk çoğu insan için sadakat, güven, bir kişiye sonsuza kadar ait olma ve bir kişiyi sonsuza kadar hesapsız sevmek olarak değerlendiriliyor. Aslında burada tanımlanan mevcut tanım aşk değil, tek ve mülkiyetçi bir ilişki biçimidir.  Sibel Yıldırım ise bütün bu tekçi ve mülkiyetçi öğeler dışında “kendi” aşk anlayışını anlatıyor. 
Sibel Yıldırım, kadın erkek ilişkilerinden ziyade aşk ve varoluş hesaplaşmasını ufuk seçtiğini belirtse de asıl olan erkek egemenliğiyle biçim almaya başlayan kadın-erkek ilişkisinin tartılıyor olmasıdır.  
Kadın erkek ilişkisinin seyrini özel mülkiyetten önce ve sonra diye ikiye ayırıyorum. Bunu anaerkil dönem ile ataerkil dönem diye de ayırabiliriz. Ataerkil dönemde kadın erkek ilişkileri erkek “lehine” bir seyir izlemiş ve “aşkın” saf doğasını bozmuştur.   
Ataerkil dönemde aşk, sadakat ve nicel zaman üzerinden değerlendirilmiştir. Bir aşkın ölçütü ne kadar uzun sürdüğüne veya sadık olup olmamasına bağlanmıştır. Leyla ile Mecnun, Mem ile Zin, Aslı ile Kerem ve efsaneleşmiş bütün aşkların “yüceliği” sadakat ve ölümüne bağlılık üzerinden tanımlanmıştır. Söz konusu aşkların hiçbirinde cinselliği göremezsiniz. Çünkü egemen erkek zihniyetinde aşk bir kişiye duyduğunuz sadakat ve mezara kadar sürmesidir.  Bunun altı deşildiğinde kadının mülk olarak sahiplenmesi olduğu görülecektir.  
Cinsellik erkeğin en özel mülk alanıdır. Mahrem olması diğer erkeklerden korunması içindir.  Özel mülküm sadece bana aittir benden başkası ne görür ne de dokunur, anlayışının gerçekleşmiş halidir.  Özellikle Doğu kültüründe “özel mülk olan” kadına dokunmak ölüm sebebidir. Kendini sahibi gören hem özel mülkünü ( kadın) hem de özel mülkün sınırlarına gireni öldürür.  Bu bağlamda tarım alanlarına sınır çekilmesi ile cinselliğe sınır çekilmesi eş zamanlıdır. Başkası senin tarlana giremez, senin tarlanda ekin ekemez. Sınırı çizilmiş tarla bir kişinin “hakkı” dır. Kutsal kitaplarda kadının tarla olarak tanımlanmasını sözü edilen erkek mülkiyetçiliği ile birebir ilintilidir. 
Sibel Yıldırım’ın yazdığı Gönlübozuk, mülkleştirilip tekilleştirilen aşkı odağına almasa da bunu tartışmaya açması yönünden büyük bir öneme sahiptir.  Aşkı sadakat ve zamanın niceliği üzerinden değerlendirmemiştir. Aşkı evlilik, tek sevgililikten uzak tutarak kendi doğasında örmüştür.  
En öz cümlesi ise şudur: Namuslu evlilikler kısa sürer. Bunu tek eşliliğin tartışılması olarak da okuyabiliriz. Evlilik, aldatmak, sevgi, aşk nedir sorularını sormamız gerekiyor burada.  Sevmediğiniz bir adam veya kadınla sırf “sadakat” veya “namus” adına birlikte olmak zorunda bırakılmak en büyük sadakatsizlik değil midir? 

ALINAN KADIN: BENİM OLMASI VEYA BENİM OLMAMASI BÜTÜN MESEL BU! 
Kadını tarla olarak gören erkek zihniyetinin bir görünümü de şudur: 
Ne yazar ne de psikolog S’nin kocasını kıskanır. İkisi için de kocasından alınan kadın vardır. Kadının her gece kocasıyla aynı yatağı paylaşması erkek sevgililer için sorun teşkil etmiyor. Demek ki sorun sevgili olan kadının bir başka erkekle birlikte olması değildir “benim olması” veya “benim olmaması” dır işte bütün mesele bu.  
Yazar ve psikolog (eşit iki sevgili) S’ye sorarlar “ Aynı anda ikimizle oldun mu?” Aynı sevgililer kadının aynı zamanda kocasıyla birlikte olmasını hiçbir zaman sorgulamamışlardır. Kocadan alınan-fethedilen- (bunu ganimet olarak da okuyabilirsiniz) paylaşılmıyor. İki sevgilinin kavgası önce benimle oldu sonra seninle oldu kavgasıdır. 
Sibel Yıldırım ve Saydam Yeniay

KADININ HİSSİ 
Yazar ve psikolog sevgili, kadının hissini hiçbir zaman önemsememişlerdir. Yazar olan kendi dünyasına uygun bir kadın yaratma, psikolog ise  tutkularının tarlası olabilecek kadını yaratma hevesindedir. Kadının cinselliği, kadının tutkusu, kadının hissi iki sevgilinin de umuru değildir.  
Gönlübozuk, aşkı aşk olarak gördüğü ve aşsadakat üzerinden değerlendirmediği için önemli bir yerde durduğu kanısındayım. Sibel Yıldırım’ın kalemini bu konuda daha cesur ve devrimci kullanmasını diliyorum.  
** 
Metini bu açıdan değerlendirdim, fakat metinin odak sorunu olduğunu da belirtmeliyim. Sibel Yıldırım cesur sorular sormuş, tehlikeli sulara girme kudretini göstermiş, ama metini yoğun bir şekilde “vecizlerle” süslenmesi eksi taraftır.  
Namuslu evlilikler kısa sürer, repliği aslında bütün oyunu özetleyebilecek niteliktedir. Ama çok mesaj vermek kaygısıyla olsa gerek gereğinden fazla yoğunlaştırılmış “söz” vardır. Replikler, olay sürecinden çıktığı zaman “değer” kazanır. En harika en felsefi kelam bile yalnız başına “çiğ” kalır.  
İkincisi, durum üzerinde “dans” eden metin çok başlır Genel olarak aşkı merkeze almakla birlikte yanında birden fazla başlık da açmıştır. Kadının boşluğa düşmesi, aşk ve cinsellik, erkek kıskançlığı, evlilik ve aşk, evlilik ve sadakat, delirmek gibi birçok durum arasında gidip geliyor.   

KÜNYE 
YAPIM:               :TİYATRAL 

YÖNETEN          : Fatih SÖNMEZ 
 YAZAN               : Sibel YILDIRIM 
 OYUNCULAR   : 
Saydam YENİAY,  
Fatih SÖNMEZ,   
Sibel YILDIRIM,  
Tuna GÜRCOŞKUN 

IŞIK: Ayşe Sedef AYTER 

DEKOR: Eymen Erdemli 

Müzik: ÖMER GÖKTAY 

GENEL KOORDİNATÖR: Şule KAZGAN 

Yeni Tiyatro Dergisi, Mart 2016