SAVAŞ HASTALIĞI


Avaşin Yorulmaz

Yazım için seçtiğim başlığın klişe olduğunun farkındayım, ama “Savaş” adlı oyunu izledikten sonra sizin de benzer klişeleri kullanacağınız kanısını taşıyorum; çünkü bazen bir durumu tarif etmek için size en iyi yardım eden klişeleşmiş gerçeklerdir. 

İsveçli Yazar Lars Noren’in yazdığı “ Savaş”  oyununu 28 Mart akşamı Oyun Atölyesi’nde izledik. Pürtelaş tiyatro grubunun ilk oyunu olan “Savaş” 2013-2014 tiyatro sezonunda izlediğim en iyi oyunlardan biridir diyebilir. Yönetmenlik, metin, oyunculuk çok etkileyiciydi. Hele sahne ve ışık şiirsel bir sunum gibiydi. 
 
Lars Noren

“Savaş”  metnini kaleme alan Lars Noren, 1944’te doğmuş İsveçli bir şair, roman ve oyun yazarıdırLars, Bosna-Hersek savaşındaki olaylardan hareketle evrensel bir savaş eleştirisi yapmış.  Aslında Lars Noren gerçekliğin dış kabuklarını soyarak bize gerçekliğin özünü yansıtmış.  

“Savaş” oyunundaki hikâye bize pek de yabancı değil. Feyzi Tuna'nın yönettiği 1973 yılında gösterime giren  Ezo Gelin”  filminin hikâyesi de buna yakındır. Feyzi Tuna’nın filminde,  Ali ile Ezo istedikleri güzel bir evlilik yaparlar. Ali’nin savaşta öldüğü haberi gelir. Töre gereği Ezo, Ali’nin kardeşi ile evlendirilir. Öldüğü sanılan Ali eve döner. Eşi ile kardeşinin evliliğini içine sindiremeyen Ali köyü terk eder. Ali’nin gidişine dayanamayan Ezo intiharı seçer. 

İki hikâye benzer olsa da ikisinin özü oldukça farklıdır.  Ezo Gelin’de töre ön plandayken Lars’ın oyununda ise savaşın insana neler yapacağı yansıtılıyor. Lars’ın metni savaşın “psikolojik ve sosyal” etkilerini yansıtırken, Ezo Gelin töreye ve törenin oluşturduğu psikolojik duruma odaklanmış. 

ASLA YAPMAM DEDİĞİNİ YAPMAK 

Lars’ın “Savaş” oyunun hikâyesi şöyle: Ailenin babası savaşa çağrılır. Amca ise hile yaparak savaştan yırtar ‘. Anne,  biri 17 diğeri 11 yaşındaki kızları ile yalnız kalır. Babalarının savaşta öldüğüne inan aile onun yokluğuna alışır.  Öldü sanılan baba iki sene sonra gözlerini kaybetmiş halde eve döner. Heyecanla karşılanmayı bekleyen baba, eşinin soğuk karşılamasının şokunu yaşar. Ne de olsa bir ‘kahraman’dır ve coşkuyla karşılanmayı beklemektedir Ancak, Anne kocasının dönüşüne sevinmemiştir, çünkü kocasının kardeşiyle birliktedir artık. İvan ( amca ) eve gizli gizli gelip gider. İvan ve anne için bu sinir bozucu olsa da bir süre katlanmak zorunda kalırlar. 

Herkes savaştan önce ‘ melek ‘ gibidir. Ama savaşta asla yapmam, asla olmaz denilen yapılıyor.  Bir zamanlar birlikte maç izledikleri komşusu arkadaşının kızlarına ve arkadaşının kadınına tecavüz etmiştir. Savaşta karşı taraflarda olmanız önceki bütün dostluklarınızı bitirir. Oysa savaş olmadan önce kimsenin farklılığı diğerinin gözüne batmıyordu. 

 
Tilbe Saran, Damla Sönmez

Ailenin büyük kızı fahişeliğe başlamıştır; para biriktirip Almanya ya da İtalya’ya gitme hayalindedir. 
  
İvan ve anne bu sinir bozucu durumdan kurtulma arayışlarına girer. Kadın kocasını İvan’a öldürtme planını yapar.  İvan ağabeyini öldüremez. Sevgilisine birlikte kaçma teklifinde bulunur. Anne, iki kızı olmadan bir yere gidemeyeceği tepkisini verir. 


Beenina (büyük kız ) amcasına birlikte kaçalı teklifinde bulunur. Ne isterse yapmaya hazırdır yeter ki bu cehennemden kurtulsun. Amca kabul etmeyince bir kamyonunun atlına atarak intihar edeceğim, der. Diğer kızlar da böyle bir intiharı seçmişlerdir.   

İvan, sevgilisi ve Beenina ile kaçar. Küçük kız ve babasıyla kalır. İvan, küçük kızı almak için döner. Küçük kız günlük defterim olmadan gelmem, der.  İvan defteri almaya çalışırken baba tarafından kıskıvrak yakalanır. Kaçacağını söyleyemez.  
 
Erkan Avcı, Ecem Uzun

İvan, küçük kıza gidelim der. Küçük kız hepimiz yerine öyle bir “ hayır” çığlığı atar ki ses izleyenin içinde sesi yankılanır. 




SAHNE TASARIMI: GUERNICA 

Bir oyunu en iyi yansıtan öğelerden biri sahne atmosferidir. Oyun salonuna girer girmez sahnedeki atmosfer içinize sirayet ediyor. Sürekli kışı gösteren karlı zemin, dışarısı mı içerisi mi olduğu belli olmayan mekân, zamanın belirsizliği ve korunmaktan yoksunluk ancak bu kadar iyi verebilirdi. Guernica tablosunda da zaman yok ve mekân ise belirsizdir. Mekân bir sokak, bir ev, bir okul veya her hangi bir yer olabilir. Bir sahne tasarımı oyunun metnini ancak bu kadar iyi yansıtabilir.  

Gamze Kuş’un oluşturduğu şiirsel tasarım, oyun metnini bize aktarmanın ötesinde bizi hikâyedeki duygunun bir parçası yaptı. Oradaki karda biz vardık, üşüdük, kızdık, küçük kızla avazımız çıktığı kadar çığlık attık.  

SAVAŞ VE PSİKOLOJİK BÖLÜNME 

Oyunu izlerken savaşın ne kadar iğrenç olduğunu hissederek öğreniyorsunuz. Ve kendimize soruyoruz:  Dünyada halen süren savaşlar var. Biz bu savaşlara karşı ne kadar durabiliyoruz? Neredeyse 40 senedir içimizde süren savaşa karşı yeterince durabiliyor muyuz?  

İçimizde 40 yıldan fazladır süren bir savaş var. 40 yıllık savaş boyunca psikolojik bir bölünme yaşadık. Savaştan önce veya psikolojik bölünme bu kadar derinleşmeden önce komşumuzun, arkadaşımızın, sevgilimizin etnik-politik rengi farklıydı. Savaşla birlikte “rengini belli edenlere” karşı tavrımız nasıl değiştiğinin farkında mısınız? Savaştan önce etnik renklerimiz birbirimize batmazken şimdi ise “düşman renklere dönüştü. Eminim ki içimizde olduğu gibi Suriye’de de savaştan önce komşu olanlar şimdi birbirine düşman, birlikte maç izleyenler şimdi birbirlerini yemenin peşinde. Savaş insanı nasıl da canavarlaştırıyor.  

Savaş adlı oyunda herkes “değerlerinden boşalmış” durumda.  Amca, bütün insani değerlerini bir kenara bırakarak bir şekilde paçayı kurtarmanın peşinde. Dost diye bilinen komşular birbirlerinin kadınlarına tecavüz ediyor, bir lokma ekmek için insanlar “onurlarını” çamurun içine atmaktan çekinmiyor. Savaş olmasaydı bunlar olur muydu? Savaş olmasaydı kadınlar tecavüze uğrar mıydı? Muhakkak yine olurdu, ama bu hacimde olmazdı.  

Savaş insanı öz değerlerinden uzaklaştıran en onulmaz hastalıktır. Savaş sadece fiziksel varlıklarımızı ortadan kaldırmıyor. En önemlisi insani duygularımızı öldürüyor. Savaşların yaşandığı bütün toplumlarda bir çürüme, bitmişlik,  sosyal değer kaybı vardır.   

Savaş, insanların icat ettiği ve yakalarını kurtaramadıkları bir hastalıktır. Bir canlıyı öldürmek için bilerek eğitim almak kadar vicdansızca ve hastalıklı bir durum olabilir mi? Savaşın yıkıcılığını hissetmek için Pürtelaş tiyatrosunun Savaş adlı oyununu mutlaka izleyin. 


OYUNUN KÜNYESİ 

Yazan: Lars Noren 
Yöneten/ Çeviren: Serdar Biliş  
Oynayanlar: Tilbe Saran ( Anne ) 
Sermet Yeşil ( Baba )  
Erkan Avcı ( Amca )  
Damla Sönmez ( 17 yaşındaki kız ) 
Ecem Uzun ( 11 yaşındaki kız )   
Tasarım: Gamze Kuş 
 Işık: Cem Yılmazer  
Hareket: Candaş Baş  
Ses Koçu: Susan Main  
Ses tasarımı: Mustafa Özdemir  
Video: Ali İhsan Elmas - Mehmet Sami.  


Savaş 5, 12, 26 Nisan tarihlerinde kadir Has üniversitesi Has Sahne’de 

Not: Tiyatro Eleştirmenleri Birliği 2013-2014 T.E.B Yılın Tiyatro Oyunu Ödülünü Serdar Biliş yönetimindeki yeni kurulan Tiyatro Pürtelaş yapımı “Savaş” aldı 
Yeni Tiyatro Dergisi, 2014 Nisan