Avaşin Yorulmaz
“Dotkanyonda” yeni mekânında, Kış Dönümü diye çevrilen Zinnie Haris’in Mindwinter adlı oyunuyla yeni sezonunu açtı. 3 Aralık'ta Türkiye’de ilk gösterimi yapılan oyun 10 yıl süren savaşın ardından “annelik” dışında neredeyse tüm değerlerini yitirmiş iki kadın, bir çocuk ve savaştan dönen hasta bir askerin hikâyesini anlatıyor.
“Dotkanyonda” yeni mekânında, Kış Dönümü diye çevrilen Zinnie Haris’in Mindwinter adlı oyunuyla yeni sezonunu açtı. 3 Aralık'ta Türkiye’de ilk gösterimi yapılan oyun 10 yıl süren savaşın ardından “annelik” dışında neredeyse tüm değerlerini yitirmiş iki kadın, bir çocuk ve savaştan dönen hasta bir askerin hikâyesini anlatıyor.
Mindwinter-Kış dönümü Zinnie Haris’in “Savaş” üçlemesinin ikinci oyunudur. Mindwinter, Türkçeye Kış dönümü olarak çevrilmiş; sanırım ilk oyunun “Gündönümü” (gündüz eşitliği) isminden hareketle böyle bir çeviri tercih edilmiş. Ancak “Mindwinter”in Türkçede tam karşılığı yok. Midwinter’i en iyi karşılayan sözcük karakıştır. Midwinter kışın ortası anlamına gelir ve birçok halkın takviminde kış mevsiminin 40. gününe tekabül eder. (Örneğin İranlı halkların kullandığı güneş takviminde kışın ve yazın ortası (çilê Havînê, Çilê zivistanê- yazın kırkı, kışın kırkı )1 diye geçer.
Zinnie Haris’in 2004 yılında yazdığı Midwinter oyunu kışın tam ortasını yani kışın en karasını anlatır. Oyun belli olmayan bir zaman ve mekânı kullansa da aslında akla gelen Balkanlar’daki (Bosna-Hersek-Sırp-Makadonya-Karadağ) savaştır. Üçlemenin ilki Solstice – Gündönümü (2005)
baskıcı bir devlete yerleşmek zorunda kalan bir ailenin kuşaklar arası
savaşı üzerinde “kontrolden” çıkan inanç ve terör konularını işliyor.
Üçüncü oyunu Fall-Güz (2008 ) bir iç savaş sonrası adalet ve intikam arasındaki ince çizgiyi soruşturuyor Zinnie Haris.2
![]() |
| Zinnie Haris |
Yeri ve zamanı belli olmayan hikâyede on yıl süren savaşın ardından geriye kalanların asıl savaşı başlar.
Savaş, cephede yıkım olduğu kadar değerlerde, kültürde ve insan
psikolojisinde esas yıkımı yaratır. Bir savaşın etkisi bitikten sonra
daha çok hissedilir.
On yıl süren bir savaşta (iç savaş mı yoksa ülkeler arası savaş mı olduğu belli değil) bir kadın, bir büyükanne ile dilsiz torununu
görürüz. İnsanın en temel güdüsü olan açlık güdüsünü en vahşi haliyle
izleriz. Ölmüş bir atın etiyle beslenen kadın ve torununu doyurmaya
çalışan bir büyükanne. Büyükanne torununun karının doyurma karşılığında
torunu üzerindeki haklarından vazgeçer. Çanakta sunulan kan insanın ilk
çağına yani ilkel çağına göndermedir. Günümüz ne kadar modern olsa da
özünde ilk çağdaki vahşiliğini sürdürüyor. O vahşi güdü sadece biçim değiştirmiştir. İlk çağda taş ve baltalarla yapılan bugün top, tüfek, füzelerle yapılıyor. Oyunun sonlarına doğru ”savaş bakanı” yeni bir savaş çıkacağını söylediğinde büyükanne, askerin kalmadığını söyler. Savaş bakanı, yeni savaşta askere ihtiyacımız yok, demesi Haris’in bir bütün olarak savaş olgusunu ilk çağından günümüze kadar harika bir şekilde resmettiğini belirtebiliriz.
Kocasının
öldüğünü sanan kadın beklemediği bir anda kocasını karşısında görünce
şaşırır. Savaş sonrası sendrom yaşayan kocası aynı zamanda bulaşıcı bir
mikropla gözleri yavaş yavaş kör olmaktadır.
Baba
ne oğlunun doğumuna – ki gerçekte oğlu değil- ne de büyüme sürecine
tanık olmuştur. Oğlu ile iletişime geçmeye çalışır, ama başaramaz.
Burada savaşın yıkımını savaştan sonra başladığına iyi bir göndermedir. Birçok asker savaştan
döndükten sonra sosyal- duygusal bir kopukluğu yaşar. İster zafer
kazanan tarafta olun ister yenilen tarafta savaş sonrası iki taraf da
kaybetmiştir. Çünkü savaşlarda yalnızca insan bedenleri yok olmuyor,
insana ait “güzel duygular”, değerler yok oluyor. Savaşın kazananını yoktur vecizi tam da böylesi durumlar için söylenmiştir.
Kadın ile erkeğin çocuk için kavga ettikleri sahnenin koreografisi nefes kesecek kadar büyüleyiciydi. Kadın ile erkek arasındaki şiddetli kavganın “dozu” müzik, ışık ve dansla ancak bu kadar verilebilir. Bu sahnede kavga eden bir karı-kocayı değil de hayatta kalma savaşı veren ve yenilenin “yok olacağı” iki vahşi hayvanın savaşına tanıklık ediyormuşuz gibi büyüleyici ve insanı iliklerine kadar ürperten bir “gösteri sunuluyor. Kış Dönümü oyunun en “görsel” sahnelerinden biriydi.
Oyunun
sonu masalsı bitmese de – ki yeni savaş başlıyor- yine en az insanın
ilkel güdüsü olan açlık kadar güçlü olan annelik-sevgi güdüsü kazanıyor.
Dilsiz olan çocuk “balık” diyor. Büyükanne “balıkla” bir hikâyenin anlatılamayacağını iddia ediyor, ancak sevgi bir kelimeyle bile olsa dünyanın en güzel hikâyelerini
anlatabilir eğer karşıdakinin yürek dili varsa. “Balık” bir kelime
değil uzun bir öykü, içe dokunan saatlerce konuşan bir çocuğun şarkısı,
en güzel sevgi sözcüğüdür genç kadının dünyasında. Başkaları için balık sadece bir kelimedir, ama genç kadın için “O” kelime bir dildeki bütün kelimelerle eş-değerdedir.
Genç kadın rolündeki Pınar Töre’nin performansı “kesintisiz” bir güzellikteydi. Dansta hiç kopmayan –detone olmayan- ritmik uyumu; su, toprak ve kan ile bedeni arasında oluşturduğu bütünsel birliktelik – bunu beden-müzik-hareket-nesne diyalektiği olarak da okuyabiliriz- oyun sonrası bile zihinde estetik bir haz bırakıyor.
Büyükanneyi canlandıran Deniz Türakli izlediğim bütün oyunlarındaki duruluk ve özgüveni Kış Dönümü oyununda da aynı tondaydı. Oynadığı her oyunda “bu rol Deniz Türkali için yazılmıştır” dedirtiyor.
Çocuk oyuncular (24 Aralık seansı için söylüyorum, ama diğer çocukların da benzer olduğunu düşünüyorum) kusursuz oynadı. Murat Daltaban’ın yönetmenliğini görebiliriz burada. Bir röportajında çocuk oyuncular etkilenmesi diye bir psikologla (Cansu Torun) çalıştıklarını söylemişti.3
Yönetmenliğin teknik bir durum olmasının ötesinde “vicdan” ve “görmek” olduğunu Murat Daltaban’ın yönetmenliğinde görmek mümkündür. Murat Daltaban Güliz Arslan’ın kendisine yönelttiği “Sizin de o çocuk oyuncuya yakın yaşlarda bir oğlunuz var. Ona nasıl anlatıyorsunuz dünyada, Türkiye’de bugün olan bitenleri? Sorusuna verdiği cevap bunun en somut delillerinden biridir:
“En
basit şekliyle anlatmayı tercih ediyorum. Ezilenin yanında yer alması
gerektiğini çocuklar çok iyi hissediyor zaten. Doğa insana şiddet
motivasyonlarıyla birlikte aklı ve vicdanı da veriyor. Gerisi, bilgiyle
şiddetin dizginlerini ele geçirmek...”4
Yönetmenlik dünyaya nasıl baktığınızla birebir ilintilidir.
Murat Daltaban’ın aynı röportajda verdiği şu cevap yönetmenliğin “vicdan” yanında “görmek” olduğunu kanıtlar niteliktedir.
“Bir
oyunu sahnelemeye karar verirken bende bıraktığı ilk etkiyi önemserim.
Bu oyun “Ölü bir at. Bir kadın” diye başlar. Muhteşem bir resim...
Oyunun kalanı da bu resmi açıyordu ve sadece bu fikir bile oyuna
bağlanmama sebep oldu.”
Ölü bir at. Bir kadın. Savaşı en iyi anlatan tablo belki de. Bütün hikâye bu iki nesne, ölü bir at ve kadın üzerine kurulmuş. Bu iki nesne savaş tablosunun iki odağı ve birlikte kompozisyonun dengesini sağlıyorlar. Murat Daltaban’ın oyununu bu öncül figürlerle yönetmesi Ernest Fisher’in El Greco’nun Toledo Üzerinde Fırtına tablosuna yaptığı yorumu hatırlatıyor:
“Fırtınaya
göğüs germek zorunda kalan taşlar, kayalar, yeşil tepeler hiç de öyle
sağlam, sarsılmaz gibi görünmüyor. Kentin üzerinde beliren büyük
tehlike, aynı zamanda gizli bir güç olarak kendini yer altından da
duyuruyor.
Taş duvarlara ve görünürdeki her şeye ölümsü bir solukluk veren şey
yalnız üzerlerine bulutların yansıması değil-nesnelerin kendilerinde de
ölümsü bir hava var.”5
Murat Daltaban, Ölü At ve Kadın’dan hareketle sahnede çok iyi bir tablo oluşturmuş. El Greco’nun tablosunda olduğu gibi ölümsü-lüğü ışıkta, dekorda, mekânın belirsizliğinde, gece ve ya gündüz olduğunu anlayamadığımız “zamansızlıkta” kendini gösteriyor. Zamansızlık veya zamanın savaşlar için anlamsızlığı; oyunda kesin hiçbir zamanın kullanılmaması savaşların ölüm-doğum gibi olağanlaşmasını aktarıyor. Zaman olarak Kış Dönümü’nün seçilmesi bir zaman dilimine vurgudan ziyade zorluğun altının çizilmesidir.
Midwinter oyununun koreografisi kendi başına bir yazıya konu olabilecek kadar büyüleyiciydi. Müzik, ışık ve sahne tasarımı, özellikle mekânların geçirgenliği-bahçe, ev, yatak, nehir, sofra- Kış Dönümü’nün savaş hikâyesini gerçek kılmasının da ötesinde gerçekliğin ardındaki gerçeği hissettirmesi açısından da başarılıydı.
Tiyatroyu sevenler eğer bu oyunu izleyememişlerse tiyatro adına büyük bir “olayı” kaçırmışlar kanısındayım. Türkiye ve Ortadoğu şimdi en ağır savaşlara tanık oluyor, tam da böylesi bir dönemde Kış Dönümü’nü izlemenizi tavsiye ederim.
KÜNYE Yazan: Zinnie Harris Yöneten: Murat Daltaban 2. Yönetmen Ve Koreograf: Tan Temel Çeviren: Erdem Avşar Oyuncular: Pınar Töre, Deniz Türkali, Cem Sürgit, Can Şıkyıldız Çocuk Oyuncular: Emir Eskinazi / Emre Çavuşoğlu / H. Ege Habip / Kerem Tabak Ses Tasarımı / Müzik: Özgehan Özturan Dekor Ve Kostüm Tasarımı: Taciser Sevinç Işık Tasarımı: Cem Yılmazer Afiş Tasarım: Haluk Tuncay Afiş Fotoğrafı: Serdar Tanyeli Oyun Tanıtım Videoları Yönetmen: Fatih Kızılgök Oyun Tanıtım Fotoğrafları: Ayşegül Karacan Yönetmen Yardımcısı: Duygum Girginer Çocuk Oyuncular İçin Danışman: Klinik Psikolog Cansu Torun Proje Ekibi: Atakan Akarsu, Cem Özeren, Dilek Köse, Eylül Güntekin, Koray Tarman, Orçun Soytürk, Rami Çakır, Sena Başdoğan, Toprak Can Adıgüzel, Veli Kılıç
Mekan Yönetimi: Ayşegül Beyazdağ, Özer Erguvan
Mekan Yönetimi: Ayşegül Beyazdağ, Özer Erguvan
Kaynakça:
ARSLAN Güliz, Murat Daltaban ile yapılan röportaj, Hürriyet Gazetesi, 4 Aralık 20015
FISHER Ernest, Sanatın Gerekliliği, Çev. Cevat Çapan, Sayfa, 164, Sözcükler, 2012 İstanbul
ÖZDEN Vedat, İran'da yarın sabah Pers Yeni Yılı ve Nevruz Bayramı kutlanacak, http://t24.com.tr/yazarlar/vedat-ozdan/iranda-yarin-sabah-pers-yeni-yili-ve-nevruz-bayrami-kutlanacak,11514



