Hakikatin Yankısı Kurulamayınca
İnsandan Kaçan üzerine
Oyun: İnsandan Kaçan
Yazar: Molière
Çeviren: Bedrettin Tuncel
Yönetmen: Cem Emüler
Sahneleyen: İstanbul Devlet Tiyatrosu
İzlenen temsil: 19 Mart, Mecidiyeköy Büyük Sahne
Oyunculuklar, sahnede bir “karşılaşma” ve “tepki” duygusu üretmekten ziyade, birbirine paralel ama neredeyse kopuk ilerleyen monologlar dizisi izlenimi yarattı. Replikler, partnerine yönelen bir eylem olmaktan çok, oyuncunun bir an önce söylemesi gereken bir söze dönüştü. Bu nedenle sahnede dramatik gerilim doğmadı; söz, diğer oyuncunun bedeninde yankı bulamadı. Oysa tiyatro, tam da bu yankının sanatıdır. Burada ise jest ve mimiklerin, söze karşılık veren canlı bir organizma hâline gelemediği görüldü. Diksiyon da bu kopukluğu derinleştiren bir unsur olarak, metnin ritmini ve anlam katmanlarını yeterince taşıyamadı.
Bu genel tablonun dışında, Eliante rolündeki Türkü Deyiş Çınar, sahnede gerçek bir dinleme ve tepki üretme hâli kurabilen nadir oyunculardan biri olarak öne çıktı. Çınar’ın performansında, sözün karşısında bir bedenin uyanışı vardı. Özellikle Alceste’in Célimène’e yönelttiği ifadeler sırasında, onun mimiklerinde beliren ince kırılmalar, karakterin içsel gerilimini görünür kıldı. Bu tepki üretme kapasitesi, oyunculuğun yalnızca söylemek değil, aynı zamanda duymak ve yansıtmak olduğuna dair güçlü bir hatırlatma niteliğindeydi. Çınar, sahne üzerinde bir ilişki kurabildiği ölçüde, oyunun potansiyelini kısa anlar hâlinde açığa çıkardı.
Kostüm tasarımında, toplumun yapmacıklığını ve abartılı temsil biçimlerini dönem estetiği üzerinden kurma niyeti okunuyor. Oyunun ilerleyen bölümlerinde bu abartının giderek sadeleşmesi, yüzeyde bir dönüşüm izlenimi yaratıyor. Ancak bu dönüşüm, Molière’in metnindeki toplumsal ikiyüzlülük eleştirisini derinleştirmek yerine, daha çok biçimsel bir değişim olarak kalıyor. Yani kostüm, düşünsel bir tavır üretmekten ziyade görsel bir geçiş efekti işlevi görüyor.
Bu noktada sahne tasarımının kostümle kuramadığı ilişki daha belirgin hâle geliyor. Kostümlerdeki sadeleşmeye karşın, dekorun abartılı kumaş ve tül kullanımı oyun boyunca artarak devam ediyor. Bu durum, sahne üzerinde estetik bir bütünlük yerine yönsüz bir çoğalma hissi yaratıyor. Biçimsel unsurlar arasında kurulması gereken dramaturjik bağın eksikliği, görsel dilin parçalanmasına yol açıyor.
Asıl eksiklik ise dramaturjide kendini hissettiriyor. İnsandan Kaçan, yalnızca bireysel bir huysuzluk hikâyesi değil, hakikat ile toplumsal uyum arasındaki çatışmayı keskin bir biçimde ortaya koyan bir metindir. Bu çatışmanın bugüne nasıl tercüme edileceği sorusu yeterince sorulmamış görünüyor. Oyun, metnin tarihsel kabuğunu kırarak güncel bir söz üretmek yerine, onu büyük ölçüde olduğu gibi taşımayı tercih ediyor. Oysa bu metin, tam da bugünün yüzeysel ilişkiler dünyasında yeniden düşünülmeyi talep eder.
Sonuç olarak, sahnede yer yer parlayan oyunculuk anlarına rağmen, bütünsel bir dramaturjik kavrayışın eksikliği, oyunun düşünsel ve estetik potansiyelini sınırlayan temel unsur olarak öne çıkıyor.
